Ortak Hesaptan Çekilen Parada İspat Yükü: İbraname Kimi Borçtan Kurtarır?
I. Giriş
Ortak banka hesabına yatırılan bir paranın hesaptan çekilmiş olması, her hesap sahibinin kendisine ait payı aldığı anlamına gelir mi? Özellikle şirket yöneticileri veya yakın kişiler arasında güvene dayalı olarak yürütülen para işlemlerinde, paranın hesaptan çıkması ile hak sahibine teslim edilmesi farklı aşamalardır. Uyuşmazlık çıktığında bu ayrım, ispat yükünün hangi tarafta olduğunu belirler.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.03.2026 tarihli, 2026/352 E. ve 2026/1550 K. sayılı kararı, ortak hesaba yatırılan huzur hakkı bedellerinin davacıya ödenmediği iddiasını ele almaktadır. Kararın temel meselesi, şirketin ödeme yapıp yapmadığından çok, ödenmiş ve hesaptan çekilmiş paranın davacıya ulaştırılıp ulaştırılmadığıdır. Şirkete ve bankaya verilen ibranamelerin hangi ilişkiyi kapsadığı da bu çerçevede değerlendirilmiştir.
II. Dava Konusu Olay
Davacı, dava dışı şirkette yönetim kurulu üyeliği yaptığını ve yönetim kurulu üyelerine aylık net 33.000 TL huzur hakkı ödenmesine karar verildiğini belirtmiştir. Davacı, davalı ve üçüncü bir yönetim kurulu üyesi adına ortak banka hesabı açılmış; şirket, yönetim kurulu üyelerine ait huzur hakkı bedellerini Ağustos 2012’den itibaren bu hesaba yatırmıştır.
Davacıya göre bedeller davalının talimatıyla çekilmiş, ancak kendisine ait pay ödenmemiştir. Davacı bu gerekçeyle 1.188.000 TL’nin, hesaptan çekilme tarihlerinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı ise paranın şirketin banka işlerini yürüten kişi tarafından her ay çekilerek üç yönetim kurulu üyesine eşit biçimde dağıtıldığını savunmuştur. Savunmasında davacının imzaladığı huzur hakkı bordrolarına, şirkete ilişkin ibranamelere ve ortak hesap kapatılırken bankaya verilen belgeye dayanmıştır.
Bu iddia ve savunmalar karşısında iki soru öne çıkmıştır: Davacıya ödeme yapıldığını kim ispatlamalıdır? Davacının imzaladığı belgeler, davalıya yöneltilen bu talebi de kapsamakta mıdır?
III. Yargılama Süreci ve Hukuk Genel Kurulunun Yaklaşımı
İlk derece mahkemesi, 24.03.2021 tarihli kararıyla ödeme savunmasını ispat yükünün davalıda olduğunu, sunulan ibranamelerin ise şirketten alacak kalmadığını göstermek amacıyla düzenlendiğini kabul ederek davayı kabul etmiştir. İstinaf sürecinin ardından dosya Yargıtaya taşınmıştır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.06.2022 tarihli bozma kararından sonra mahkeme, 28.10.2022 tarihinde önceki kararında direnmiştir. Direnme üzerine inceleme yapan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.11.2025 tarihli kararında, ibra belgelerinin kapsamı bakımından mahkemenin gerekçesini yerinde bulmuştur.
Hukuk Genel Kurulunun değerlendirmesinde belirleyici nokta, davanın kime karşı ve hangi iddiayla açıldığıdır. Davacı, şirketin huzur hakkını ödemediğini veya bankanın borcunu yerine getirmediğini ileri sürmemektedir. İddia, şirketin ödediği paranın ortak hesaptan alınmasına rağmen davacıya ait kısmının teslim edilmemesidir.
Bu nedenle şirketi borcundan kurtarmak amacıyla düzenlenen belgeler, davacı ile davalının bu ayrı ilişki bakımından ibralaştığını gösteren yeterli delil sayılmamıştır. Hesap kapatılırken bankaya verilen ibranamenin de davalıyla ilgili olmadığı kabul edilmiştir. Dosya, ispat yükü ve diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için yeniden 3. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.
IV. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Değerlendirmesi
A. Paranın Davalıya Teslim Edildiğinin Sabit Olması
Daire, huzur hakkı bedellerinin ortak hesaba yatırıldığını ve bu hesaptan çekilen paranın davalıya teslim edildiğini sabit kabul etmiştir. Bu tespit, ispat yüküne ilişkin sonucun dayanağıdır.
HMK m.190, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, bir vakıadan kendi lehine hukuki sonuç çıkaran tarafın o vakıayı ispatlamasını öngörür. Somut olayda davalı, davacıya ait payı ödediğini ileri sürerek borçtan kurtulduğunu savunmaktadır. Daire de davacıya teslimi ispat yükünün davalıda bulunduğuna karar vermiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Buradan, ortak hesapla ilgili her davada ispat yükünün otomatik olarak karşı tarafa ait olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Davacıya ait bedelin varlığı ve paranın davalıya geçtiği gibi temel vakıalar farklı bir dosyada ayrıca çekişmeli olabilir. İncelenen kararda bu hususlar sabittir; çözümlenmesi gereken mesele sonraki teslimdir.
B. İbranamenin Muhatabı ve Kapsamı
Bir belgenin “ibraname” başlığını taşıması, imzalayan kişinin her türlü alacağından vazgeçtiği anlamına gelmez. Kimin ibra edildiği, hangi borcun sona erdirildiği ve belgenin düzenlenme amacı birlikte değerlendirilmelidir.
Bu dosyada şirket, huzur hakkı bedellerini ortak hesaba yatırmıştır. Şirkete karşı alacak kalmadığını bildiren belge, bu ödemeyle ilgili olabilir. Buna karşılık, hesaptan alınan paranın yönetim kurulu üyeleri arasında dağıtılması başka bir aşamadır. Şirketin borcunu ifa etmiş olması, parayı teslim alan kişinin diğer üyeye karşı yükümlülüğünü yerine getirdiğini tek başına kanıtlamaz.
Hukuk Genel Kurulunun benimsediği gerekçe ve Dairenin nihai kararı, şirketin ibrası ile parayı alan kişinin ödeme savunmasının ayrı değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
C. İmzalı Belgelerin Somut Uyuşmazlıkla İlişkisi
Davalı, imzalı bordrolara ve ibranamelere dayanmış; belgelerdeki imzaların inkâr edilmediğini vurgulamıştır. Ancak Daire, dosyada sunulan belgelerin davacının payının kendisine ödendiğini ispata yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu sonuç, imzalı belgelerin genel olarak değersiz veya geçersiz olduğu anlamına gelmez. İmzanın aidiyeti ile belgenin hangi ödemeyi ve hangi taraflar arasındaki ilişkiyi ispatladığı ayrı sorulardır. Somut dosyada, şirket ve banka bakımından düzenlenen belgelerin kapsamı, davalıya yöneltilen tahsil talebini karşılamaya yeterli görülmemiştir.
D. Vekâlet Ücreti ve Onama
Davacı vekili, lehlerine hükmedilen vekâlet ücretinin eski tarifeye göre hesaplandığını ileri sürerek bu yönden düzeltilerek onama istemiştir. Daire ise mahkemenin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesini uyguladığını kabul etmiştir.
Sonuç olarak her iki tarafın temyiz itirazları reddedilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı HMK m.370/1 uyarınca oybirliğiyle onanmıştır. Kararda ayrı bir ücret hesabı veya tutarı açıklanmadığından, bu dosyadan hareketle belirli bir vekâlet ücreti miktarı çıkarmak mümkün değildir.
V. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler
Karar, ortak hesap üzerinden yürütülen işlemlerde ödeme zincirinin açık biçimde belgelenmesinin önemini göstermektedir. Şirketin ödeme kaydı, bankanın para çekme kaydı ve hak sahibine teslim belgesi farklı sorulara cevap verir.
| Belge veya işlem | Gösterdiği husus | Ayrıca incelenmesi gereken husus |
|---|---|---|
| Şirketin ortak hesaba yaptığı ödeme | Bedelin hesaba yatırılması | Hak sahibinin kendi payını alıp almadığı |
| Hesaptan para çekilmesi | Paranın hesaptan çıkması | Paranın kime geçtiği ve nasıl dağıtıldığı |
| Şirkete verilen ibra | İçeriğine göre şirkete yönelik alacağın durumu | Parayı alan kişiye karşı ayrı talebin kapsamda olup olmadığı |
| Bankaya verilen hesap kapama ibrası | Bankayla ilişkinin kapatılması | Hesap sahipleri arasındaki teslim ve hesaplaşma |
Uygulamada uyuşmazlık riskini azaltmak için şu noktalara dikkat edilmelidir:
- Ödemeyi kişiselleştirmek: Mümkünse her hak sahibine kendi hesabına, dönemi ve ödeme sebebi belirtilerek transfer yapılmalıdır.
- Elden teslimi açıkça belgelemek: Teslim belgesinde tutar, tarih, ilgili dönem, ödeme sebebi ve taraflar anlaşılır biçimde gösterilmelidir.
- İbranın kapsamını belirlemek: Şirketin, bankanın veya başka bir hesap sahibinin hangi borç bakımından ibra edildiği belirsiz bırakılmamalıdır.
- Kayıtları birlikte incelemek: Banka hareketleri, bordrolar ve teslim belgeleri aynı ödeme zinciri içinde değerlendirilmelidir.
Bunlar kararın somut sonucundan hareketle yapılan uygulama önerileridir. Her dosyada belge içeriği, tarafların ilişkisi ve uygulanacak ispat kuralları ayrıca incelenir.
VI. Sonuç
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.03.2026 tarihli kararı, ortak hesaptan alınan paranın hak sahibine teslim edildiğinin ayrıca ispatlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Davacıya ait bedellerin hesaba yatırıldığı ve çekilen paranın davalıya teslim edildiği sabit olduğundan, davacıya ödeme yapıldığı savunmasını ispat yükü davalıdadır.
Şirketi veya bankayı ibra amacıyla düzenlenen belgeler ise somut olayda bu teslimi kanıtlamaya yeterli görülmemiştir. Benzer uyuşmazlıklarda yalnız belgenin başlığına veya imzanın varlığına bakmak yerine, belgenin muhatabı, konusu ve ilgili olduğu ödeme aşaması birlikte ele alınmalıdır.
İspat hukukuna ilişkin bir diğer incelememiz için havale dekontunun borç ilişkisini ispat değeri başlıklı yazımıza bakabilirsiniz.
İncelenen karar: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 24.03.2026, E.2026/352, K.2026/1550. Değerlendirme, paylaşılan karar metnine dayanmaktadır. Yazı genel bilgilendirme amaçlıdır.
Av. Fatih Dişçi — discilaw.com