İdari Para Cezasına İtiraz Nereye Yapılır? Sulh Ceza mı İdare Mahkemesi mi?
İdari para cezasına karşı hangi yargı yoluna gidileceği, yalnızca karar başlığında “idari para cezası” yazmasına bakılarak çözülemez. Ceza kararının dayandığı özel kanun, kararın yanında başka bir idari tedbir bulunup bulunmadığı ve bu tedbir ile para cezasının aynı kişi ve aynı işlem kapsamındaki ilişkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Bu ayrım önemlidir. Zira 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, çoğu idari para cezası bakımından sulh ceza hâkimliğini öngörürken; aynı işlem kapsamında idari yargının görev alanına giren bir karar da tesis edilmişse uyuşmazlığın idari yargıda birlikte görülmesini düzenler. Danıştay ve Yargıtay kararları, bu kuralın somut olayın maddi bağlarına göre uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
I. Başlangıç noktası: Kabahatler Kanunu’nun genel kuralı
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde uygulanacağını söyler. Bu nedenle ilk soru, cezayı öngören özel kanunun başvuru mercii ve süresi konusunda ayrı bir düzenleme içerip içermediğidir.
Özel kanunda farklı bir yol yoksa Kanun’un 27/1. maddesi uyarınca idari para cezasına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Süresinde başvuru yapılmazsa idari yaptırım kararı kesinleşir.
Bu, “salt” idari para cezası için genel kuraldır. Örneğin Danıştay Sekizinci Dairesi, sürücü belgesiz kişiye araç kullandırılması nedeniyle araç malikine verilen trafik para cezasının, aynı gün bir trafikten men işlemi de bulunmasına rağmen farklı ve ayrılabilir bir fiile dayandığını belirlemiş; para cezası yönünden sulh ceza yolunun görevli olduğu sonucuna ulaşmıştır. Karar, aynı gün düzenlenen her işlemin kendiliğinden tek bir idari dava içinde incelenmeyeceğini gösterir (Danıştay 8. Daire, E. 2024/4250, K. 2025/7890, 22.10.2025).
II. Sulh ceza hâkimliğine başvurulacak hâller
İlgili özel kanun başka bir kanun yolu göstermiyorsa ve işlem yalnızca idari para cezasından ibaretse, başvuru mercii sulh ceza hâkimliğidir. Başvurunun kanuni çerçevesi, Kabahatler Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde yer alır.
Başvuru, kanunî temsilci veya avukat aracılığıyla sulh ceza hâkimliğine verilecek dilekçeyle yapılır. Dilekçede idari yaptırım kararına ilişkin bilgiler ile karara karşı ileri sürülen delillerin açıkça gösterilmesi gerekir. Hâkimlik, kararın hukuka uygun olması hâlinde başvurunun reddine; hukuka aykırı olması hâlinde ise idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verir (Kabahatler Kanunu m.27 ve m.28).
Bu yolun seçilmesinde idarenin işlemi tesis etmiş olması tek başına ters yönde bir sonuç doğurmaz. Danıştay’ın yerleşen yaklaşımında, özel kanunda farklı bir düzenleme bulunmayan ve idari yargının görevine giren başka bir kararla işlem bağı kurulamayan idari para cezası, Kabahatler Kanunu m.27/1 çerçevesinde adli yargıda incelenir. Bu nedenle kararın tebliğ belgesi, dayanak madde ve varsa aynı olayda düzenlenen diğer tutanaklar birlikte okunmalıdır.
III. İdare mahkemesinde iptal davası açılacak hâller
İdari yargı yoluna geçiş iki ayrı temele dayanabilir.
İlki, cezanın dayandığı özel kanunun idari yargıya başvuruyu öngörmesidir. Kabahatler Kanunu m.3, kanun yoluna ilişkin kendi hükümlerinin ancak diğer kanunda aksine hüküm yoksa uygulanacağını düzenlediğinden, özel kanundaki açık hüküm önceliklidir.
İkincisi, Kabahatler Kanunu m.27/8 kapsamındaki durumdur. Buna göre, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişiyle ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararlar da verilmişse, para cezasına yöneltilen hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür.
İdare mahkemesindeki dava, işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat yönlerinden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla açılan iptal davasıdır (İYUK m.2). İYUK’ta, özel kanunda ayrı süre yoksa idare mahkemelerinde dava açma süresi yazılı bildirimi izleyen günden başlayarak 60 gündür (İYUK m.7). Ancak bu süre, somut cezanın tabi olduğu özel kanunda farklı bir süre bulunmadığı varsayımıyla uygulanır.
IV. “Aynı işlem kapsamında” olmanın anlamı
27/8. madde, para cezası ile her türlü idari işlem arasında otomatik bir bağ kurmaz. Uygulamada bakılması gereken üç husus vardır: para cezası ile diğer kararın aynı kişi hakkında tesis edilmesi, işlemlerin aynı maddi olaya/işlem bütününe dayanması ve diğer kararın idari yargının görev alanına girmesi.
Danıştay Sekizinci Dairesinin yukarıda anılan 2025 tarihli kararında bu ayrım somutlaşmıştır. Araç için trafikten men işlemi idari yargıda incelenebilecek nitelikte olsa da, araç malikine sürücü belgesiz kişiye araç kullandırması nedeniyle verilen para cezasının bu men işleminden “tamamen ayrılabilen farklı bir fiile” dayandığı kabul edilmiştir. Bu nedenle para cezası bakımından 27/8 uygulanmamış ve sulh ceza hâkimliği görevli görülmüştür (Danıştay 8. Daire, E. 2024/4250, K. 2025/7890).
Buna karşılık, Yargıtay 19. Ceza Dairesi; yetki belgesi olmaksızın yolcu taşımacılığı nedeniyle verilen idari para cezasıyla aynı madde uyarınca tesis edilen trafikten men kararını birlikte değerlendirmiştir. Para cezası yanında trafikten men işlemi de bulunduğu ve bu işlem aleyhine idare mahkemesinde dava açıldığı olayda, 27/8 uyarınca idare mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeden sulh ceza mahkemesince işin esasına girilmesini hukuka uygun bulmamıştır (Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/54, K. 2015/625, 22.04.2015).
Bu iki karar birlikte okunduğunda, doğru ölçütün işlemlerin aynı gün veya aynı tutanakta bulunması değil; para cezasının idari yargının görevindeki kararla aynı kişi ve aynı işlem bütünü içinde kurduğu maddi-hukuki bağ olduğu görülür.
V. İmar para cezalarında görev sorunu
İmar mevzuatından doğan para cezaları, 27/8 uygulamasının en belirgin örneklerinden biridir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına ilişkin bir uyuşmazlıkta; imara aykırı yapılaşmanın tespit, önleme veya giderilmesine yönelik idari işlemlerle bağlantıyı dikkate almış ve uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle sulh ceza mahkemesinin başvurunun esasını incelemesi kanun yararına bozulmuştur (Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/15202, K. 2016/23033, 05.12.2016).
Bu içtihat, imar para cezasının her somut olayda aynı sonuca bağlanacağı anlamına gelmez; ancak para cezasının imar aykırılığının giderilmesine veya yapı hakkında tesis edilen idari kararlarla aynı işlem kapsamındaki ilişkisini incelemenin zorunlu olduğunu gösterir.
VI. İdari yaptırımın türü de ayrıca önem taşır
Başvurunun yeri belirlenirken işlem “para cezası” olarak adlandırılsa bile yalnızca parasal sonuca odaklanılmamalıdır. İşyerinin belirli süreyle faaliyetten men edilmesi, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, aracın trafikten men edilmesi gibi tedbirler için özel düzenleme ve Kabahatler Kanunu’nun saklı tuttuğu hükümler ayrıca değerlendirilmelidir.
Danıştay Dördüncü Dairesi, 2559 sayılı Kanun uyarınca işyerinin 30 gün faaliyetten men edilmesine ilişkin işlemde, belirli süreli işyeri kapatma yaptırımının kamu gücüne dayalı idari işlem niteliğini ve Kabahatler Kanunu m.19’daki saklı tutulan hükümleri dikkate almıştır. Daire, somut olayda idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir (Danıştay 4. Daire, E. 2025/3809, K. 2025/5487, 22.10.2025).
Bu sebeple, bir idari para cezasına eşlik eden tedbir varsa sadece para cezasının tutarına değil; tedbirin türüne, dayandığı özel kanuna ve para cezasıyla bağlantısına bakılmalıdır.
VII. Sonuç: Başvuru yolunu belirleyen kısa kontrol
İdari para cezası tebliğ edildiğinde önce kararın dayandığı özel kanun ve bu kanundaki başvuru hükmü kontrol edilmelidir. Ayrı bir yol gösterilmiyorsa, yalnızca para cezasına ilişkin uyuşmazlıkta genel kural 15 gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurmaktır. Para cezasıyla aynı kişi hakkında, aynı işlem bütünü içinde idari yargının görevine giren bir karar da tesis edilmişse; iptal istemi idari yargıda birlikte ileri sürülür.
Özellikle trafik, imar, işyeri ve ruhsat işlemlerinde karar, tebligat, idari yaptırım tutanağı ve varsa men/geri alma/mühürleme kararları birlikte değerlendirilmeden merci ve süre konusunda kesin sonuca varmak isabetli değildir. Süreler ve görev kuralları hak kaybına yol açabileceğinden, her somut olay kendi belge ve dayanaklarıyla ele alınmalıdır.
Kaynaklar
- 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.3, m.27 ve m.28
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2 ve m.7
- Danıştay 8. Daire, E. 2024/4250, K. 2025/7890
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/54, K. 2015/625
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/15202, K. 2016/23033
- Danıştay 4. Daire, E. 2025/3809, K. 2025/5487
Av. Fatih Dişçi — discilaw.com